Altın Fiyatları

Euro-Dolar paritesi: ‘Testere’ hareketine devam edecek

Bu senenin başından itibaren, ancak özellikle bu ay başından itibaren piyasalar doların ‘tahtının sallandığını’ konuşuyor.

Bunu doların uzun dönemli aşağı yönlü trendine bağlayanlar da var. Örneğin, Amerikalı iktisatçı profesör Barry Eichengreen’in bu yılbaşında çıkan ve doların ‘yükseliş ve inişini’ anlatan kitabında (Exorbitant Privilege: The Rise and Fall of the Dollar and the Future of the International Monetary System), doların kaçınılmaz şekilde gücünü kaybedeceğini; ancak ortadan kalkmayacağı yönündeki inancını anlatıyor. Eichengreen’e göre Doğu’nun yükseldiği ‘çok kutuplu’ bir dünya ekonomisine doğru ilerlediğimiz gibi, çok kutuplu bir para sistemine doğru da ilerliyoruz.

Geçen sene sonlarından itibaren doların iktisatçılar ve piyasa nezdinde itibarının zedelenmesi, doların Euro’ya karşı 2010 ortalarından itibaren değer kaybetmesine paralel olarak gelişti. Şimdi piyasa temsilcileri yerel ve uluslararası ekonomi basınına ‘doların yeterince güvenceli bir liman’ oluşturmadığını, yani ‘Amerikan ekonomisine güvenmediklerini’ söylüyorlar.

euro dolar Euro Dolar paritesi: Testere hareketine devam edecek

Bu gelişmede sizce sürpriz var mı? Önce geçen sene 14 Haziran tarihinde bu köşede yazılanlara kısaca göz atalım; sürpriz olup olmadığına siz karar verin. Sonra, geleceğe bakalım.

“… 2008 yılı sonundan beri olduğu gibi, önümüzdeki dönem için parite öngörümün ‘düşük frekanslı testere dişi formasyonu’ şeklinde devam ettiğini ifade edeyim. Bu bilinçli ‘esoterik’ anlatımdan kasıt basit; önümüzdeki dönemde, aylarla ölçülen süreler boyunca paritenin iniş çıkışlar yaşamaya devam etmesi kuvvetle muhtemel.

Sebebi de basit; kısa-orta vadede ABD ekonomisi Avrupa’dan, Avrupa ekonomisi de ABD’den daha fazla umut vaat etmiyor. Şu anda AB ülkelerinde sıcak riskler yaşıyoruz ancak bazılarının zannettiği gibi ABD bütçesi ve ekonomisinin durumu ortadayken doların gerçek bir ‘güvenceli liman’ olduğunu iddia etmek gülünç görünüyor. Daha bir sene evvel FED’in ABD’de muhtemel bir borç krizinden bahsettiğini unutmayalım.

Yani,

- Şu anda Atlantik’in iki tarafında da ‘güvenli liman’ yok.

- Dahası, tavan yapan altın fiyatlarının gösterdiği gibi bir kaosun içindeyiz.

- Sermaye hareketlerinin serbest olmaya devam ettiği ortamda paranın Atlantik’in iki tarafı arasında gidiş gelişi, makro beklentiler ve bunların üzerinde yuvalanan ve belli aralıklarla birbirini teyit eden günlük veri akışı ile belirlenecek. Bu da, parite açısından uzun dönemli dengeye ulaşıncaya kadar ‘testere dişi’ şeklinde ancak düşük frekanslı (yani aylarla ölçülen sürelerde) iniş çıkışların devam etmesi manasına geliyor.”

Bu yazının yazılmasından sonra, Euro dolara karşı neredeyse sürekli yükseldi. Parite, Haziran 2010 başlarındaki 1,20′lik dip seviyelerinden yükselerek 4 Aralık’ta 1,40 seviyesini aştı. Geçen haftayı da 1,38 yakınlarında kapattı.

Yukarıda, bir sene önce yazılan yazıya bakıldığında şimdi birçok gözlemcinin ABD’nin güvenli liman olmadığını söylemesinde şaşılacak bir şey yok. Ancak durum geçen senenin tam tersi. Amerika kötü de ancak bu kez de AB’nin durumunun da iyiye gittiği pek söylenemez. Yani, dolar Avrupa Birliği iyiye gittiği için değil; Amerika’nın durumunun AB’ye göre daha da kötü algılanması sebebiyle değer kaybediyor. AB’de makro gelişmeler iç açıcı değil. Birçok AB ekonomisinde, düşük AB standartları açısından tatmin edici olsa da, güçlü bir canlanma trendinin olmadığı belli. Bankacılık sektörü hâlâ ızdıraplı; yeni stres testlerinin de kriterlerinin düşük tutulması bu yüzden. Fransa, İtalya gibi önemli AB ülkeleri siyasi açıdan da sıkıntılı.

Buna karşılık, AB’de büyüme canlanmasa da, enflasyon riski -en azından algısı- canlanmış durumda. Yani ‘iki dünyanın en kötüsünü’ yaşıyor AB esasında. Yükselen enflasyon riski algısı ve Avrupa Merkez Bankası’nın iletişim tarzı, faiz artırımlarının başlayabileceğini hissettiriyor. Bu zaten zayıf olan ekonomik canlanmayı vuracak ancak Euro’nun dolara karşı değer kazanmasında yardımcı sebep oluyor; doların itibar kaybı da bu süreci destekliyor. Esasında Avrupa Merkez Bankası, değerli Euro’yu enflasyon düşürmede faizlere ek bir araç olarak kullanmak istiyor.

Gelelim Amerika’ya. Öncelikle, bu köşede önceki yazılarda ABD ekonomisiyle ilgili riskler altı çizilen riskler en azından şu ana kadar gerçekleşmedi. Örneğin eyalet ve yerel yönetim borç ödeme sıkıntıları. Dahası ABD ekonomisinin büyüme performansı AB ülkelerine göre daha iyi. Dolayısıyla ABD ekonomisinin temel olarak geçen seneye göre daha kötü durumda olduğunu söyleyemeyiz.

Ancak Amerikan ekonomisi için öngörülen risklerin hâlâ yüksek ihtimalli olduğuna da şüphe yok. Büyümenin istihdama yansımaması, QE2′nin de bu konuda gözle görülür bir iyileşme sağlayamaması durumu ciddileştiriyor.

Ancak asıl sıkıntı bu da değil; sıkıntı, belirsizlik ve kafa karışıklığı.

PIMCO’nun ana bono fonunun ABD kâğıtlarını tamamen boşaltma kararı alması önemli piyasa oyuncularının Amerikan faizlerinin yükseleceğine olan inancı gösteriyor. Oysa, Euro’nun dolara göre değer kazanmasının ana sebeplerinden birisi de, yukarıda bahsedildiği gibi, Avrupa faizlerinin yükseleceği beklentisi. Bu durumda, doların neden bu kadar rahatça ‘short’ edildiğini anlamak zor.

Sözün özü; parite uzun dalgaboylu testere hareketine devam edecek.

Kaynak:    m.yulek   zaman.com.tr

Toplam 0 Yorum Yapılmış

Alttaki formu doldurup yorumunuzu ekleyebilirsiniz




Yazıya Ait Etiketler